İşte Tarkan’ın yeni albümü: Ahde Veda

Türk sanat müziğinin kendisindeki yerinin hep çok özel ve ayrıcalıklı olduğunu, müziğe olan yeteneğini keşfetmesindeki ve geliştirmesindeki önemini her zaman vurgulayan Tarkan, “Ahde Vefa” isimli Türk sanat müziği albümünün çalışmalarını tamamladı.

Tarkan’ın yeni albümü Ahde Vefa, 11 Mart’ta tüm müzik market ve dijital müzik platformlarında dinleyicisiyle buluşmaya hazırlanıyor.

Tarkan, yeni albümü ile ilgili düşüncelerini şöyle anlatıyor:

“Benden uzun yıllardır beklenen Türk sanat müziği albümümü sizlerle paylaşacak olmanın tatlı telaşı ve heyecanı içindeyim.

Nev-i şahsına münhasır ses ve yorumlarıyla Türk sanat müziğini benimle tanıştıran, kalbimi bu aşkla dolduran tüm Türk sanat müziği sanatçılarına sonsuz teşekkürlerimi bildirmeyi borç bilirim. Bu albüm bendeki etki ve katkılarınızla hayat buldu.

‘Ahde Vefa’nın sıkıntılı ve zorlu şu zamanlarda bir nebze de olsa içinizdeki kara bulutları dağıtmasını, yüreklerinizi aşkla doldurmasını temenni ediyorum.”

Tarkan

Kaynak Zaman

Brit Müzik Ödülleri gecesine ‘Adele’ damgası

İngiltere’nin en saygın ödüllerinden Brit Müzik Ödülleri, bu gece yapılan törenle sahiplerini buldu. Geceye 4 ödülle Adele damgasını vurdu.

Ödül gecesi, başkent Londra’nın en büyük konser salonlarından ‘O2 Arena’da düzenlenen görkemli törenle gerçekleşti. Adele, en iyi İngiliz kadın sanatçı, en iyi İngiliz albümü, en iyi İngiliz single ve en iyi uluslararası başarı kategorisinde ödülleri topladı.

DAVID BOWIE DE ANILDI

Gecede ayrıca “Glam rock’ın kralı” olarak tanınan ve 18 ay mücadele ettiği kanser hastalığını yenemeyerek 69 yaşında hayatını kaybeden İngiliz sanatçı David Bowie de unutulmadı. İskoç şarkıcı Annie Lennox ve rock yıldızının yakın arkadaşı olarak bilinen İngiliz oyuncu Gary Oldman, törende geçen ay hayatını kaybeden rock yıldızını andı. Hemen ardından ise Bowie’nin müzisyen takımı ile Yeni Zelandalı şarkıcı Lorde, İngiliz yıldızın unutulmaz şarkılarından “Life on Mars”ı seslendirdi.

İngiliz rock grubu Coldplay ve Amerikalı pop star Justin Bieber da performanslarıyla tam not aldı.

Ödül kazanan isimler ise şu şekilde:

En iyi İngiliz erkek şarkıcı: James Bay

En İyi İngiliz Kadın Şarkıcı: Adele

En iyi Uluslararası grup: Tame Impala

En İyi İngiliz Single: Adele – “Hello”

En İyi İngiliz Grup: Coldplay

En iyi Uluslararası Erkek Şarkıcı: Justin Bieber

En iyi İngiliz Yeni Çıkış: Catfish and the Bottlemen

En iyi uluslararası çıkış: Adele

En iyi Uluslararası Kadın Şarkıcı: Björk

En İyi İngiliz Videosu: One Direction – “Drag Me Down”

En İyi İngiliz Albüm: Adele – 25

(CİHAN)

Kaynak Zaman

Erol Evgin’den ‘altın düetler’

Türk pop müziğinin efsane ismi Erol Evgin, anılara sinmiş altın şarkılarını ülkemizin en güçlü kadın ses sanatçılarıyla paylaşarak, bir düetler albümü hazırlıyor.

Erol Evgin, sanat hayatının altın şarkılarını ‘altın düetler’ olarak Türkiye’nin en güçlü kadın sesleriyle yeniden yorumluyor. Büyük bölümü Çiğdem Talu-Melih Kibar’a ait olan şarkıların düzenlemelerini İskender Paydaş yaptı.

Ünlü sanatçı Erol Evgin, yüzlerce şarkı üretti, binlerce şarkı yorumladı, yüzü aşkın sanat ödülünün sahibi oldu, müzikaller, televizyon programları, sinema filmleri, binlerce konserle geçen 47 yıl ve unutulmaz şarkılarla hafızalarda yerinin aldı.

Dört neslin birlikte söylediği bu şarkıların yeni yorumları ise müzikseverlere farklı bir şekilde kadın dokunuşu ile ulaşacak.

‘Erol Evgin-Altın Düetler’ albümünde yer alacak konuk sanatçılar ve Erol Evgin ile düet yapacakları şarkılar şöyle:

Sezen Aksu – “Ben İmkansız Aşklar İçin Yaratılmışım”

Nükhet Duru – “Bir De Bana Sor”

Candan Erçetin – “Aldım Başımı Gidiyorum”

Göksel – “Rüya”

Zuhal Olcay – Hep Böyle Kal”

Sıla – “Ateşle Oynama”

Şevval Sam – “Neydi O Yıllar”

Emel Sayın – “İşte Öyle Bir Şey”

Hande Yener – “Sevdan Olmasa”

Aşkın Nur Yengi – “Söyle Canım”

(CİHAN)

Kaynak Zaman

8 Mart Dünya Kadınlar Günü’ne özel albüm

Rumeli Müziği olarak bilinen Türk-Balkan ezgileri üzerine çalışmalar yürüten akademisyen ve müzisyen Evrim Kaşıkçı, 8 Mart Dünya Kadınlar Günü’ne özel ‘Adı Kadın Türküler’ isimli albüm hazırladı. Mersanat etiketiyle çıkan albüm, birinin bestesi Kaşıkçı’ya ait diğerleri anonim olmak üzere, Balkan ve Trakya yöresindeki kadınlara yakılmış 14 türküden oluşuyor.

Trakya Üniversitesi Eğitim Fakültesi’nden mezun olan Evrim Kaşıkçı, sonrasında ‘Değişim Yönetimi’ konusunda ve müzik kültürü odaklı olarak ‘Türk Yunan Kültürel Etkileşimi’ konusunda yaptığı çalışmalarla Eğitim Bilimleri ve Uluslararası İlişkiler alanlarında yüksek lisans dereceleri aldı. Halen Trakya Üniversitesi Balkan Araştırma Enstitüsü Balkan Müzik Kültürleri Anabilim Dalı’nda akademisyen olarak görevini yürüten Kaşıkçı, Balkan Çalışmaları doktora programında lisansüstü eğitimine devam ediyor.

Evrim Kaşıkçı’nın albümünde şu eserler yer alıyor:

Hanım Ayşem. Pakizem. Fadimem (Ayletme Beni). Nazikem. Halimem. Remziyem. Kadriyem..Nuriyem (Bursa’dan Alma Tuzu)..Fatmem..Kazibem. Hanım Ayşem (remix)..Nerdesin Oğulcuğum? Mezarımı Kızlar Kazsın. Evlerinin Önü Handır.

(CİHAN)

Kaynak Zaman

Cem Karaca şarkısına yeni yorum

Cem Karaca’nın muhteşem yorumu ile unutulmaz eserler arasına giren Resimdeki Gözyaşları şarkısı bu sefer bambaşka bir formatta yorumlandı. Türk Halk Müziği sanatçısı Berna Kartal, yıllar önce Cem Karaca’nın seslendirdiği ‘Resimdeki Gözyaşları’ isimli rock müzik parçasına fantezi şeklinde yorumladı.

Söz ve müziği Mehmet Soyarslan’a ait olan ‘Resimdeki Gözyaşları’ isimli parça Cem Karaca’nın yorumuyla unutulmaz eserler arasına girmişti. 8 Şubat 2004 yılında hayata veda eden Karaca’nın ölüm yıl dönümünde THM sanatçısı Berna Kartal, eseri fantezi bir şekilde yorumladı. Ercüment Vural tarafından yeniden aranje edilen şarkı Sami Dündar’ın yapımcılığında DMC etiketi ile yayınlanan ‘Piyasadan Büyük Alacağımız Var Soundtrack Albümü’ içinde yer alıyor.

Fantezi yorum ile şarkıyı seslendiren Kartal, ‘Usta isim Cem Karaca’nın aramızdan ayrılışının 12. yılında sevenlerine bir sürpriz hazırladık, umarım üstesinden gelebilmişizdir.” diye konuştu.

(CİHAN)

Kaynak Zaman

Hüseyin Turan: Türküler olmasa bu ülkede nefes alamazdık

Türk halk müziğinin önemli seslerinden Hüseyin Turan, 20. sanat yılını yeni albümü Ki ile kutluyor. Kendini en verimli döneminde hissettiğini söyleyen müzisyenin hayali büyük bir müzikal yapabilmek. Ülkemizin içinde bulunduğu duruma ise en iyi türkülerin reçete olacağını söylüyor.

20. sanat yılınızdasınız. Yola çıkarken buralara gelmeyi düşlüyor muydunuz?

Tek hedefim Anadolu’nun en değerli hazinelerinden olan türkülerimizi doğru bir şekilde icra edebilmek ve insanlarla paylaşabilmekti. Her şey kendiliğinden gelişti. Su akar yolunu bulur hesabı. Bu işe adım attığımızda ülkede müthiş bir pop furyası vardı. Türkülerin adı anılmıyordu. O ortamda türkü söylemek ve ayakta kalmak oldukça zordu.

Ondan sonra da bir türkü furyası başladı ama. Neden türküler böyle dönem dönem popüler oluyor, sonra gündemden düşüyor?

Her on-on beş yılda böyle bir şey oluyor. Bu kültürel zenginliğimizin önü kapatılmaya çalışılıyor. Bu bir devlet politikası mıdır yoksa başka şey midir ya da bizim insanımızın burnunun ucunu görmeden ileriye bakma çabası mıdır bilemiyorum.

Özellikle son yıllarda yine gençler arasında halk müziğine bir ilgi var. Bunu nasıl değerlendiriyorsunuz?

Bu kaçınılmaz bir sonuç. Türküler arı sütü gibidir. Özün özüdür. Bir yılda, on yılda ortaya çıkan değerler değil bunlar. Yüzyılların, bin yılların birikimi. Ama bunların üstüne bizim de bir şeyler koymamız gerekiyor. Tabii ki bozarak değil. İyi ki türküler var, yoksa bu ülkede nefes alamazdık.

Yirminci yılınızda onuncu albümünüzü çıkardınız. Adı Ki. Neden albümünüze bu ismi verdiniz?

Bildiğiniz gibi ‘ki’ bir bağlaç. Benim için de böyle bir anlamı var. Bir yoldayım ve bu yol bitmeyen bir yol. Öznesi türküler olan ve içini sevgiyle, şerefle ve barışla doldurabildiğim güzel bir cümleyi oluşturabilmekti gayem. Hâlâ da bunun için gayret ediyorum. Ve Ki, bir virgül benim için. Şu an kendimi en verimli dönemimde hissediyorum. Elimde halihazırda altı proje var. Birçoğu proje albüm.

Bugüne kadar yapmak isteyip de yapamadığınız bir şey var mı?

Halk müziğinin ve halk oyunları ile modern müziğin iç içe geçtiği bir müzikal yapmayı arzu ediyorum. Bizde müzikal olabilecek çok hikâye var. Leyla ile Mecnun’dan İnce Memed’e kadar binlercesi halihazırda elimizde. Ama bunların desteklenmesi gerek. Ülkemizde böyle bir zenginlik varken böyle şeyler maalesef yapılamıyor. Yine büyük senfonik çalışmalar da yapmak istiyorum. Bizde bir arıza var. Birtakım şeyler yapılamıyor.

Barış isteyenleri hain olarak görenlere de ‘hadi oradan’ diyorum

Bir sanatçı olarak günümüzde ülkede yaşananları nasıl değerlendiriyorsunuz?

Umuyorum barış, huzur, sevgi ve birbirini anlama ortamı geri gelir. Bu süreç delip geçti. Önü alınamayacak çok şey yapıldı. Bunların acısı yine bu toplumdan çıkacak. Elimizde türküler gibi bir reçete var. Bütün güzel duygular, düşünceler var.

Toplumun farklı kesimleri arasında da kutuplaşma artıyor…

Anadolu’da gitmediğim yer kalmadı. Ege’ye gidiyorum her görüşe sahip insanlar bu türküleri gelip birlikte dinliyor. Doğu’ya gidiyorum tablo aynı. Birileri insanları ayrıştırmaya çalışıyorsa biz de türkülerle o kadar direnmeliyiz. Türküler birlikte yaşamayı, hoşgörüyü, insan olmayı anlatır. 12 Eylül’de insanlarla bir travma oldu ve biz bu travmayı türkülerle iyileştirdik. Ülkücüyle solcu aynı ortamda bu türküleri dinledi ama kavga etmedi.

En çok neden rahatsızlık duyuyorsunuz?

İnsanların ağzından barış sözcüğü çıktığında hemen hain ilan ediliyor. Bunu sana yükleyerek kendi suçunu örtbas etmeye çalışıyor. Yılan kendi eğriliğini görmez, deveye boynu eğri der. Bu ülke benim ülkem. Gidecek başka yerim yok. Elbette sonuna kadar mücadelemi vereceğim. Hayata dair ne varsa türkülerimizin içinde var. Sadece müzik dinleyerek bir şeyler halledilmez. Ama türkülerin içindeki hoşgörüyü, sevgiyi, saygıyı, barışı, özgürlüğü anlamaya çalışmalıyız. Bizim kültürümüz güzellik, sevgi ve vicdan üstüne kurulu. Hani toplum olarak biz etle tırnak gibiydik? Hani misafirperverdik. Ülkemizde bugün Türk, Kürt insanlar ölüyor. Neden ölüyor? Asker de ölmesin sivil de ölmesin. Öldürmenin sonu yok. Silahla bir şeyin çözülmediğini gördük. Ülkemizi hepimiz seviyoruz. Barış isteyenleri hain olarak görenlere de ‘hadi oradan’ diyorum. Onların ne samimiyetine ne de vatan sevgilerine inanıyorum.

Kliplerimizi yayınlayacak mecra yok

Televizyonda ve bazıları hariç radyolarda pek türkü yayınlanmıyor

Yaptıklarımız yeterince insanlara ulaşamıyor. Haksız bir rekabet var. İnsanlara hep başka şeyler dayatılıyor. Bir eserin içinde klarnet sesi varsa dahi onu yayınlamıyorlar. Bütün dünya müzisyenleri benim etnik müziğimle ilgilenirken sen kim oluyorsun da bunu yapıyorsun? Bu anlayış kültür emperyalizminin ta kendisi. Bu ülkede yaptıklarımla kendimi kanıtlamış biriyim ama kliplerimi yayınlayacak mecra bulamıyorum.

Bu çok acınacak bir durum…

Ben acınacak durumda değilim. Ülkenin içinde bulunduğu durum acınılacak bir yerde. Lafa gelince herkes kültür, Anadolu, öz benliğimiz gibi laflar eder. Oysa kendi ayaklarımızın üstünde durarak bu savaşı veriyoruz. Bu benim işim değil, yaşam biçimim. Bu tutmadı gideyim pop söyleyeyim gibi bir arayışın içine girmedim. Bunca yıllık birikimi sadece tuttu diye popüler olan bir şeyin içine koymam.

Kolunuzda kızınızın ayak izi var. Nasıl aranız?

Bu doğduğu anda dünyaya bıraktığı ilk ayak izi. Dövme meraklısı değilim. Ama bu benim için çok özel. Kızımla aram çok iyi. Kızım ilkokula gidiyor. Okumayı yazmayı öğrendi. Bana kitap okuyor.

Kaynak Zaman

Rockçıyım çalarım yazarım

Rock müzik icracıları, kalem erbabı sınıfına rahatlıkla dâhil edilebilir. Şarkı sözlerinin şiirle buluşmasının yanı sıra yazma eylemine ciddi mesai ayıranlar da var. İşte onlardan akla ilk gelenler…

Bob Dylan, “Bir şiir çıplak bir kişidir. Bazıları benim şair olduğumu söylüyor.” der. Ona ozan yakıştırmasını yapanlar haklı çünkü “Bazı insanlar yağmuru hisseder, diğerleri ise sadece ıslanır.” demiştir. Bu arada onun ‘Tarantula’ adlı deneysel romanı da mevcut. Guns N’ Roses’ın kült şarkısı Don’t Cry’da geçen “Bu gece ağlama/Üzerinde cennet var.” sözlerinin şiir olmadığını kim söyleyebilir? Ya da Led Zeppelin Stairway to Heaven’da “Bir işaret var duvarda/Yine de emin olmak istiyor/Çünkü bilirsiniz bazen iki anlamı vardır kelimelerin.” dediğinde aklına II. Yeni dizeleri düşmeyen var mıdır? Misalleri misliyle çoğaltmak mümkün. Bu sebeple İhsan Deniz’in “Şiir, dilin şaire bir oyunudur.” sözünü idrak edenlerin başında rockçılar geliyor desek sezadır. Yeri gelmişken mevzunun yabancı örneklerini merak edenlere Hilmi Tezgör’ün ‘Şarkıdaki Şiir’ kitabı tavsiye olunur, not düşelim.

Türkçe sözlü rock tarihinde de şarkı sözlerinin şiire çalan hatta bazen düpedüz şiir olan örnekleri epey fazla. Haberden maksudumuz ise bunları derlemek değil, ‘hem yazan hem çalan’ sanatçılardan seçki yapmak. O halde hemen başlayalım anlatmaya: Cem Karaca’nın ‘Gazal’ adlı şiir kitabı var. Usta der ki: “Bazen bir dostun kâğıdına, bazen bir peçetenin arkasına yazıverdiğim, içimden gelen şeyler. Bunları böylece yazdım.” Mazhar Alanson, el yapımı bir defterine yaptığı şarkıların sözlerini, ilham aldığı olayları, çizdiği resimleri, yazdığı günlükleri kaydeder. İşte bu defter, kitap olarak basıldığında çokça alaka uyandırmıştı. Kitabın içinde, efsane olmuş on dört şarkının evde kaydedilmiş demolarının yer aldığı bir CD’nin olması da ilginin bir diğer nedeni tabii ki. Bu arada sanatçının İsmet Özel’in ‘Millî; Park’ şiirinden kolaj yaptığı bestesi de mevcut. Kendisi aynı zamanda şairin büyük hayranlarından, hatırlatalım.

İlhan İrem, albümleri kadar kitaplarıyla da hayranlarının beğenisini kazanmış bir müzisyen. ‘Pencere… Köprü… Ve ötesi’ adını taşıyan ilk hikâye kitabının tarihi 1985. Yani denebilir ki müzik ile yazmak İrem’de beraber ses veren bir eylem. Sanatçının denemeleri de mevcut şiirleri de… ‘Senfonik Şiir’ adını verdiği ‘Siyah Kuğunun Şarkısı’ adlı eserinin ‘Küf’ şiirinde şöyle konuşur: “Eteklerinde bir yığın ölü yosun/Uyuyorsun/Temizleyemezsin çürükleri/İş işten geçti/Sonbaharsa sonbahardır/Beyazsa beyaz/Sarıysa sarı/Başka bir zamanda/Başka bir mekânda/Başka bir mevsimde/Uyuyorsun…”

Anadolu rock’ın 70’li yıllarına tesadüf eden 3 Hürel, bugün şarkılarıyla halen yaşamaya devam ediyor. Hürel kardeşlerden Haldun Hürel, vurmalı sazların hepsini çalıyor. İlk kitabı ‘Ölerek Yaşıyorum’ adlı romanı epey beğenilmişti. Haldun Hürel, aynı zamanda bir İstanbul sevdalısı, üstelik onun aşkı lafta değil. Son payitaht üzerine velut bir araştırmacı olan müzisyenin “İstanbul’u Geziyorum Gözlerim Açık” çalışması, şehir tarihi üzerine eğilenler için harikulade bir kaynak. Bir başka kent ozanı Mehmet Güreli de müzik seyahatine profesyonel anlamda 1988’de yayınladığı ilk albümü Vapurlar/Blues ile başlar. Hemen herkesçe sevilen ‘Kimse Bilmez’in ise gönüllerde ayrı bir yeri var. Güreli, en son ‘Bedrufi’nin Nefesi’ni üfledi.

Roman yazan da var çocuk kitapları da

Mavisakal’ın solisti Genç Osman Yavaş da müzisyen kimliğinin yanı sıra kalem erbabı cümlesinden. Goethe, Rilke, Schnitzler gibi klasik Alman edebiyatı ustalarının eserlerini Türkçeye kazandıran çevirmenlerden biri de kendisidir. Hatta “Almanca olsun, çamurdan olsun.” diyecek kadar seviyor bu dili. Bu aralar çocuk kitapları yazan sanatçının ‘Amcam ve Ben/Havaalanında Bir Zebra’ çalışması epey ilgi gördü. Şimdi serinin diğer kitaplarını yazmakla meşgul. Bu arada grubun davulcusu Murat Tümer’in bitmeyen kitabı ‘Boşlukta Ayak İzleri’ni de meraklıları bekliyor, belirtelim. Tuna Kiremitçi çok satan romanların yazarı olarak ün yaptıysa da kişisel tarihinde rock müzik mühim bir yer tutuyor. Mesela lise çağlarında ‘Kumdan Kaleler’ ile katıldığı Hürriyet Altın Mikrofon yarışmasında, Ataol Behramoğlu’nun ‘Bu Aşk Burada Biter’ini söylediği görüntüler YouTube’da mevcut, dileyenler bakabilir. Şiirle hukuku her daim devam eden Kiremitçi’nin Yaşar Nabi Nayır Şiir Ödüllü ‘Ayabakanlar’ adlı kitabı da bulunuyor. Zaten ara ara Instagram sayfasından bol ‘yara’lı şiirlerinin paylaşımını yapıyor. Yine ilk romanı ‘Bu İşte Bir Yalnızlık Var’da bir rock gitaristinin hikâyesini anlatmışlığı var. ‘Kendi Halinde’ çıkardığı soft-rock albümünde ‘dalın rüzgârı affettiğini’ ama ‘kırıldığını’ söyleyen sanatçı, şimdilerde Atlas ile müzik serüvenine devam ediyor.

Son dönemlerde dizilere yaptığı müziklerle adından söz ettiren Aydilge ise, ‘Kalemimin Ucundaki Düşler’ adını verdiği öykü kitabıyla sevenlerini selamlamıştı. “Müzik bana, özdeki aromayı tattırıyor.” diyen Aydilge’nin bazı üniversitelerde kaynak kitap olarak okutulan ‘Bulimia Sokağı’nın yanı sıra iki romanı daha bulunuyor.

Yazmak ve müzik uçmamı sağlayan iki kanat gibi

Tuna Kiremitçi: Yazmak ve müzik benim için uçmamı sağlayan iki kanat gibi. Ayrıca birbirlerini tamamlıyorlar: Edebiyat yalnızlığa ait, müzik ise arkadaşlarınız olmadan yapılmıyor. Yani beni kendi kendime okuyup bir şeyler yazmaya çalıştığım odadan çıkarıp sosyalleştiren şey müzik. İlk gençliğimden beri içimde yan yana, beraber geliştiler. Hayatımın evrelerine göre bazen biri bazen diğeri öne çıkıyor. Edebiyat türlere nasıl ayrılıyorsa rock müziğinin de farklı boyutları var. Genç grupları takip etmeye çalışsam da aslen klasik rock dinleyicisiyim. Bad Company, Rush, Cream, Deep Purple gibi… Rock, şehirde doğmuş bir müzik ve şehirli insanların sanayi toplumunda yaşadığı parçalanmışlık, yabancılaşma, yalnızlık ve aşk gibi duygularını dışa vuran bir müzik. Bilişim devriminden sonra bu duygular iyice açığa çıktı. Dönüp baktığımda romanlarımda da bu temaların öne çıktığını görüyorum. Belki de iflah olmaz bir şehir romantiği olduğumdan…

Şarkı söylemek ve yazmak çocukluk hayalimdi

Genç Osman Yavaş: Rock müziğe göre edebiyatı dar bir alana sığdırmak büyük yanlış olur sanırım. Bu, bilmediğimiz ve hiç beklenmedik yerde ufkumuzu açabilecek birçok yazar ve yazılmış metne kapıları kapalı tutmaktan farksız benim için. Yazmak mı çalıp söylemek mi öncelikli dersen, kesinlikle çalıp söylemek derim. Besteleme süreci de aynı derecede heyecan verici ama işin stüdyo kısmı, yani ‘fikri hapsetme’ bölümü en sıkıcı ve geri dönülmez olanı. Oysa bir şarkı sahnede ister istemez yeniden şekillenir ve genellikle daha dinamik bir hal alır… Hem müziğe hem yazmaya mesai ayırmak zor oluyor haliyle. Şu sıralar yaptığım bütün işler iç içe geçmiş durumda, aynı potada gibi, hepsi de yazmak veya yeniden yazmakla ilgili. Müzik, yani şarkı yazmak çok ayrı bir enerji ve odaklanma gerektirdiğinden buna özel olarak vakit ayırmak gerekiyor. Daha doğrusu o ilham perileri geldiğinde diğer bütün işleri bir kenara atmaktan başka çare kalmıyor. Son tahlilde, kendimi yazar olarak tanımlamak yanlış olur sanırım, diğer taraftan kendime müzisyen deme hakkına da sahip miyim bilmiyorum. İkisi de tamamen keyif aldığım için yaptığım işler. Şarkı söylemek, yazmak bir nevi çocukluk hayalleriydi ve hâlâ hayallerime tutunmaya devam ediyorum, aslında hepsi bu.

s.altintas@zaman.com.tr

Kaynak Zaman