Star Wars: Bölüm VIII’ın çekimleri başladı

Rey, Star Wars: Güç Uyanıyor’da büyük bir dünyaya ilk adımını attı ve devam eden Star Wars efsanesinin yeni bölümü olan Star Wars: Bölüm VIII’de destansı yolculuğunu Finn, Poe ve Luke Skywalker ile sürdürüyor. Star Wars: Bölüm VIII’in çekimleri 15 Şubat 2016 tarihinde Londra’da bulunan Pinewood Stüdyolarında başladı.

Rian Johnson tarafından yazılıp yönetilen Star Wars: Bölüm VIII, Star Wars: Güç Uyanıyor’da ele alınan konularla devam ediyor ve yeniden Mark Hamill, Carrie Fisher, Adam Driver, Daisy Ridley, John Boyega, Oscar Isaac, Lupita Nyong’o, Domhnall Gleeson, Anthony Daniels, Gwendoline Christie, ve Andy Serkis’i konuk ediyor. Ayrıca yeni kadroya Oscar ödüllü Benicio Del Toro, Oscar adayı Laura Dern ve yetenekli yeni oyuncu Kelly Marie Tran da dahil olacak.

Star Wars: Bölüm VIII filminin yapımcılığı Kathleen Kennedy ve Ram Bergman üstleniyor, baş yapımcılar ise J.J. Abrams, Jason McGatlin ve Tom Karnowski. Prodüksiyon ekibine yeni katılanlar ise sektörün en yetenekli isimlerinden oluşuyor; Steve Yedlin (Görüntü Yönetmeni), Bob Ducsay (Editör), Rick Heinrichs (Prodüksiyon Tasarımcısı), Peter Swords King (Saç ve MakyajTasarımcısı) ve Mary Vernieu (Amerika Casting Direktörü). Pippa Anderson (Yardımcı yapımcı, VP Post Prodüksiyon), Neal Scanlan (Yaratık & Droid FX Yaratıcı amiri), Michael Kaplan (Kostüm Tasarımcısı), Jamie Wilkinson (Aksesuar uzmanı), Chris Corbould (Özel efekt amiri), Rob Inch (Dublör Koordinatörü), Ben Morris (Görsel efekt amiri) ve Nina Gold (İngiltere Casting Direktörü) gibi yeniden aralarına katılacak olan ekip üyelerine dahil olacaklar.

Star Wars: Bölüm VIII filminin ilk gösterim tarihi 15 Aralık 2017 olarak planlandı.

‘Jüri nasıl yönetilir hiçbir fikrim yok!’

66. Berlin Film Festivali’nin ilk gününde Meryl Streep başkanlığındaki uluslararası jüri, basının karşısına çıktı. İlk kez jüri başkanlığı yapan Streep, jürinin nelere dikkat edeceğine dair bir soruya, “Jüri nasıl yönetilir, hiçbir fikrim yok!” cevabını verdi. Usta oyuncu, Oscar’daki ırkçılık tartışmalarına da değindi.

Berlin Film Festivali, Meryl Streep rüzgarıyla başladı. 66. Berlin Film Festivali’nin ilk günü, Meryl Streep’in başkanlığını yaptığı, Fransız fotoğrafçı Brigitte Lacombe, İtalyan oyuncu Alba Rohrwacher, Polonyalı yönetmen Małgorzata Szumowska, İngiliz oyuncu Clive Owen, Alman oyuncu Lars Eldinger ve İngiliz eleştirmen Nick James’ten oluşan uluslararası jüri, basının karşısına çıktı. İlk kez jüri başkanlığı yapan Streep, jürinin yarışma filmlerini hangi kriterlere göre değerlendireceği sorusuna, “Jüri nasıl yönetilir, hiçbir fikrim yok! Fakat karar verilirken benim iki oy hakkım, diğerlerinin sadece bir oy hakkı var.” cevabını verdi. Salondaki basın mensuplarıyla birlikte jüri üyelerini de kahkahaya boğan bu cevabın ardından usta oyuncu, jürinin filmlere yaklaşımı hakkında ipucu vermeyi ihmal etmedi: “Dünyanın her yerinden ilgi çekici, alışılmadık, taptaze şeyler geliyor ve biz bunları önyargısız bir şekilde değerlendirmeye çalışacağız.”

Üç Oscar’lı bir oyuncu olarak, yarışmadaki oyuncu performanslarını nasıl değerlendireceği de soruldu Meryl Streep’e. Şefkatli bir kalbi olduğunu söyleyen Streep, “Dolayısıyla bu beni, her oyuncunun performansını dikkatli bir şekilde izlemek isteyen biri yapıyor. Özellikle oyunculuğa dikkat edeceğimi düşünmüyorum. Çok hassas biriyim. Kendimi hemen kaptırabilirim.” dedi.

“HEPİMİZ AFRİKALIYIZ”

Meryl Streep, beklendiği üzere Oscar’daki ırkçılık ve Hollywood’daki kadın-erkek eşitsizliği hakkındaki sorulara da muhatap oldu. “Jüri üyeleri arasında hiç siyahî; yok. Bunu nasıl değerlendiriyorsunuz?” şeklindeki soruya Streep, 7 kişilik jürinin dördünün kadınlardan oluşmasına atıf yaparak şöyle cevap verdi: “Tüm cinsiyetlerin, ırkların ve dinlerin eşit olduğunu düşünüyorum. Bu jüride biz kadınlar hâkimiz. Dünyadaki karar organları düşünüldüğünde bu alışılmadık bir durum.” Streep, eşitlik konusunda, ABD Başkanı John F. Kennedy’nin 1963’teki Berlin ziyaretinde söylediği “Ich bin ein Berliner” (Ben Bir Berlinliyim) sözüne de atıf yaparak, “Sonuçta hepimiz Afrika’dan geldik. Berlinliler, hepimiz Afrikalıyız!” sözleriyle salonu gülümsetti.

Hillary Clinton’ın başkan adaylığı sorulduğunda Meryl Streep, jüri başkanlığını kastederek, “Patron olmak güzel!” cevabını verdi. Usta oyuncu, dünyada kadın siyasetçilerin ve yöneticilerin artması gerektiğini dile getirdi.

George Clooney, Merkel ile mülteci sorununu görüşecek

Coen Kardeşlerin son filmi Hail, Caesar’ın basın gösterimi sonrası, film ekibi basının karşısına çıktı. Yönetmenler Coen kardeşlerin yanı sıra oyuncular George Clooney, Josh Brolin, Channing Tatum ve Tilda Swinton’ın da katıldığı basın toplantısında Clooney, “Oyuncular, filmlerde oynamanın dışında Avrupa’nın mülteci sorunuyla ilgili neler yapıyor?” sorusuna tepki gösterdi. Aynı zamanda bir aktivist olan Clooney, “Bu konuda çok çalışma yaptım. Dünyada çok tehlikeli yerlere gidip orada mülteciler için çalıştım. Ve şimdi birisi kalkmış ‘Ne yaptın?’ diyor!”şeklinde konuştu. Ünlü oyuncu ayrıca, bugün Almanya Başbakanı Angela Merkel ile müteci krizi konusunda bir görüşme yapacağını söyledi.

Akbank’ın ‘kısaları’ açıklandı

Bu yıl 12.si düzenlenen Akbank Kısa Film Festivali’nin ‘Ulusal ve Uluslararası Kısa Film Yarışması’nda finale kalanlar belli oldu.

7-17 Mart arasında gerçekleşecek festivalin yarışma bölümüne 44 ülkeden toplam 822 film başvurdu. Festivalde ‘Festival Kısaları’, ‘Dünyadan Kısalar’, ‘Kısadan Uzuna’, ‘Deneyimler’, ‘Belgesel Sinema’, ‘Perspektif’ ve ‘Özel Gösterim’ bölümlerinde toplam 28 ülkeden toplam 104 film seyirciyle buluşacak. Görkem Yeltan, Ferhat Öçmen ve Selim Evci’den oluşan ön eleme jürisinin değerlendirmesine göre festivalde ulusal ve uluslararası bölümden toplam 28 film ‘En İyi Film Ödülü’ için yarışmaya hak kazandı. Ulusal yarışmaya seçilen filmler arasında Onur Saylak’ın ilk kez kamera arkasına geçtiği, mülteciler hakkındaki Orman filmi de yer alıyor. Ulusal ve uluslararası kategorilerde ‘En İyi Film’ olarak seçilecek eserlerin yönetmenleri Akbank Sanat tarafından 5 bin dolar ile ödüllendirilecek. 12. Akbank Kısa Film Festivali’nin ardından ‘Ödüllü Filmler Üniversitelerde’ etkinliği kapsamında filmler, Türkiye’nin çeşitli üniversite kampüslerinde gösterilecek.

Hayatın kıyısında

Zoraki Kral ve Sefiller filmlerinin Oscar ödüllü yönetmeni Tom Hooper, yeni filminde, sıradışı bir hayat yaşayan Danimarkalı ressam çift Einar ve Gerda Wegener’i anlatıyor.

David Ebershoff’un kitabından uyarlanan Danimarkalı Kız, tarihin cinsiyet değiştiren ilk insanı Einar Wegener ile karısı Gerda’nın fırtınalı ilişkisini konu alıyor. Einar, bir gün karısının bir resmi için konu mankeni olmayı kabul edince içindeki bazı hislerin harekete geçtiğini fark eder…

Bir dinozorun anıları

Haftanın animasyon filmi İyi Bir Dinozor, usta işi animasyonların şirketi Pixar’ın elinden çıkma.

Ancak şirketin Disney çatısı altına girmesinden sonraki bazı yapımlarda görülen olumsuz ‘Disney dokunuşu’ İyi Bir Dinozor’da da karşımıza çıkıyor. Hikâye, şu soru üzerinden ilerliyor: Dünyadaki hayatı değiştiren göktaşı dünyaya çarpmasaydı ve dev dinozorların nesli tükenmeseydi ne olurdu? Arlo adında, Apatosarius türü bir dinozor ile küçük bir insanın dostlukları eğlenceli oldukları kadar epik bir yolculuk için başlangıç olacaktır….

Star Wars’un fikir sahibi Lucas: Devam filmi için fikirlerimle ilgilenmediler

Star Wars’un fikir sahibi George Lucas, 2012’de tüm haklarını 4 milyar dolar karşılığında Disney’e sattığı filmin son serisinin isminden (The Force Awakens) hoşnut olmadığını söyledi.

Talk Show sunucusu ve gazeteci Charlie Rose’a konuşan Lucas, ‘çocuğu’ olarak tanımladığı’ Star Wars filmleri, Disney ile farklılaşan görüşlerini anlattı. “Senaryoya baktılar ve ‘Biz filmin hayranları için daha farklı şeyler yapmak istiyoruz.’ dediler. Devam filmi için benim fikirlerimle ilgilenmediler, projeye dahil etmek istemediler. Ben kendi yoluma gittim, onlar da kendi yoluna.” dedi. Lucas, şirketin ‘retro’ bir film yapmak istediğini, kendisinin ise bundan hoşlanmadığını belirtti. “Üzerinde çalıştığım her filmi farklılaştırmak için çok çalıştım. Ve o filmleri tamamen farklı yapmayı başarmıştım. Farklı gezegenler, farklı uzay araçları…Hepsi yeniydi.” ifadelerini kullandı. Star Wars: The Force Awakens filmi, şu ana kadar 1 milyar dolarlık hasılat yaptı.

Ava giden avcılar

Can Evrenol’un aynı adlı 2013 yapımı kısa filminin uzun versiyonu Baskın: Karabasan, dünya sineması için küçük olsa da Türk sineması için büyük bir adım. İlk gösterimini Toronto Film Festivali’nde yapan film, ABD’de sinema salonlarında da gösterime girecek.

Baskın: Karabasan, beş polisin ihbar üzerine gittiği terk edilmiş tarihi bir karakolda başlarına gelenleri konu ediniyor. Polisler, gece devriyesi sırasında gelen acil yardım çağrısı üzerine gittikleri karakolda hiç ummadıkları türden mistik bir topluluk ile karşılaşır…

Cinler ve periler dünyasına hapsolan yerli korku sinemamıza farklı bir soluk getiren film, çocukluk kâbuslarını geride bırakamamış genç polis Arda’nın öyküsü. Büyümenin en önemli alameti çocukluk kâbuslarıyla vedalaşmadır. Baskın: Karabasan’ın Arda’sı (Görkem Kasal), çaylak bir polis olsa da çocukluğunun son demlerinde bir yetişkin. Aynı zamanda, yönetmen Can Evrenol’un filmdeki izdüşümü. Kıdemli ağabeyleriyle gece vardiyasında yemek masasında otururken Arda’nın kâbuslarının ve geçmişinin araya girmesi bu yüzden. Benzer bir şekilde film, Can Evrenol’un çocukluk kâbusları da dâhil, beslenme kaynaklarının, izlediği tür filmlerinin ve sevdiği yönetmenlerin bazı sahnelerinin yansıması.

Polislerin erkeklik halleri ve her sıkıştıklarında silaha sarılıp rozetlerini göstermesi iktidar erkine işaret ediyor. Gizemli topluluğa ev sahipliği yapan vahşet mekânının Osmanlı döneminden kalma terk edilmiş bir karakol olması da tarihsel zemin için müsait bir seçim. Fakat yönetmen, elindeki bu iki silahı ateşlemiyor. Politik ve tarihsel bir zemin üzerinde ilerleyen hikâye, bunları unuturcasına yönetmenin B sınıfı tür filmleri sevdasına yöneliyor. Evrenol’un amacı, çocukluk kâbuslarını ortaya dökmek, -olumlu anlamda- sevdiği yönetmenlere öykünmek ve mümkün olduğunca cinlerden, perilerden uzak, özgün bir atmosfer oluşturmak. Bu dünya çok tanıdık gelse de Evrenol hakkını veriyor.

Ne var ki, kaçırdığı fırsat, oluşturduğu atmosferden daha değerli. Yine de bir teselli var; Baskın: Karabasan bir ilk film. 2000 sonrası korku sinemamızın içine düştüğü İslami motifli Anglosakson/Katolik döngünün ve ‘ecinnili’ bunalımın dışında bir üretim.